BİR SAVAŞ, İKİ KAYBEDEN: UKRAYNA – RUSYA GERÇEĞİ
Savaşın Başlangıcı: Hızlı Zafer Yanılsaması
Tarihin en ünlü romanlarından biri olan Rüzgâr Gibi Geçti’de şu cümle yer alır: “Savaş bittiğinde, neden başladığını kimse hatırlamayacak“…
2022’de başlayan ve hâlâ belirsizlik içinde süren Ukrayna-Rusya Savaşı da bugün tam da bu cümle ete kemiğe bürünmüş durumda. Başlangıçtaki gerekçeler, söylemler ve büyük iddialar yerini yıpratıcı bir gerçekliğe bıraktı… Peki, bu savaşın sonunda gerçekten bir kazanan olacak mı? Yoksa geriye yalnızca farklı biçimlerde zayıflamış iki ülke mi kalacak?
24 Şubat 2022’de, dünya, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in konuşmasına kilitlendi. O konuşma, yalnızca iki ülke arasında değil, küresel dengeler açısından da yeni bir dönemin başlangıcıydı. Moskova “özel askeri operasyon” diyerek yola çıktı; ancak sahada yaşananlar bunun tam ölçekli bir işgal girişimi olduğunu kısa sürede ortaya koydu.
Kiev Düşmedi, Plan Çöktü
Savaşın ilk aylarında Rus Ordusu doğu ve güneyde adeta haritayı yeniden çizercesine ilerledi. Başkent Kiev’e kadar yaklaşan birlikler, savaşın kısa sürede sonuçlanabileceği beklentisini doğurdu. 2022’nin ilk haftalarında, Rus birlikleri, başkent Kiev’in kapılarına dayandı. Uluslararası kamuoyunda “başkent birkaç gün içinde düşebilir” yorumları yapılırken, savaşın seyri beklenmedik biçimde değişti.
Ukrayna Ordusu, organize bir direnişle Rus ilerleyişini durdurdu ve bazı bölgelerde geri püskürtmeyi başardı. Lojistik aksaklıklar, istihbarat hataları ve beklenenden sert direniş Moskova’nın haftalar içinde zafer planını paramparça etti. Bu tıkanıklık hâlâ büyük ölçüde devam etse de, son haftalarda Ukrayna’nın özellikle Zaporijya ve Harkov yönlerindeki yerel karşı atakları Rusya’nın bahar taarruz hazırlığını sekteye uğrattı ve sınırlı da olsa toprak geri alındı. Şubat ayında Ukrayna Ordusu net olarak 165 km² kazanım sağladı (ISW verilerine göre).
Taraflar, zaman zaman karşılıklı bu şekilde kazançlar elde etseler de, bugün gelinen noktada çatışma büyük ölçüde Donbass ve güney hattında kilitlenmiş durumda. Savaş, artık hareketli bir işgal olmaktan çok, bir yıpratma mücadelesine dönüşmüş görünüyor.
Bataklık: Moskova’nın Stratejik Kırılması
Rusya açısından, bu savaş, daha ilk günden yanlış hesaplarla başlatılmış bir işgale dönüştü. “Birkaç haftada bitecek operasyon” söylemi, yerini yıllara yayılan bir bataklığa bıraktı. Bugün tablo açık: Bu savaş, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da yaşadığı yenilgiyi hatırlatan yıpratıcı bir sürece dönüşüyor. ABD ve Avrupa’nın Rusya’yı Ukrayna sahasında oyalama ve yıpratma stratejisi ise şimdilik işliyor.
Ukrayna Ordusu, zaman zaman zorlanıyor olsa da, Batı’dan gelen para ve silah desteğiyle ayakta kalıyor. Moskova ise, Wagner’den Çeçen birliklere, hatta Kuzey Kore bağlantılı personel desteğine kadar farklı unsurlara başvurmak zorunda kaldı. Bu bile savaşın Rusya için planlandığı gibi gitmediğinin göstergesi. Gelinen noktada, beş yılı bulan savaşın Rusya’ya faturası ağır. Yüz binlerle ifade edilen asker kayıpları, Batı dünyasıyla neredeyse kopma noktasına gelen ilişkiler, yaptırım ve ambargoların yarattığı derin ekonomik baskı ve eriyen diplomatik prestij… Moskova, artık eski geniş manevra alanına sahip değil…
Yıpratma Stratejisi ve Batı’nın Hesabı
Ukrayna’da saplanıp kalan Rusya, Suriye’deki etkinliğini de ciddi ölçüde yitirdi ve Doğu Akdeniz’deki ağırlığı geriledi. Kafkasya’da ise tablo daha çarpıcı: Azerbaycan-Ermenistan hattında devreye giren ABD ve Avrupa aktörleri, Rusya’nın geleneksel “arka bahçesi” sayılan bu bölgede Moskova’nın oyun kurucu rolünü zayıflattılar. Moskova, ilk kez bu kadar açık biçimde kendi etki alanında da geriye düşmüş görünüyor.
Enerji gelirleriyle sistemi ayakta tutmaya çalışan Putin yönetimi için en sarsıcı gelişmelerden biri de Avrupa Birliği’nin Rus varlıklarını süresiz dondurma kararı oldu. Bu adım, savaşın sadece cephede değil, finansal alanda da Rusya’yı köşeye sıkıştırdığını gösteriyor. Ukrayna sahasında kilitlenen Rusya, küresel güç projeksiyonunda da daralan bir çembere sıkışıyor.
Çin’e Doğru İtilen Rusya
Bitmeyen çatışmanın belki de en kritik sonucu ise Moskova’nın Çin’e giderek daha bağımlı hale gelmesi. Ekonomide, ticarette ve diplomaside artan bu asimetri, Rusya’nın stratejik hareket alanını daraltıyor. Ortaya çıkan tablo, 1980’lerde Sovyetler Birliği’ni tüketen Afganistan yenilgisini hatırlatıyor.
Ukrayna, Batı desteğiyle ayakta kaldığı sürece, Rusya’nın önünde iki ihtimal var: Ya Afganistan’dan çekildiği gibi yıpranmış olarak sahadan ayrılacak, ya da kaynakları tükenene kadar ağır ama sonuçsuz bir savaşı sürdürecek.
Ukrayna’nın Görünmeyen Bedeli
Savaşın diğer tarafı olan Ukrayna’da da tablo parlak değil. Kiev yönetimi, Holodomor’dan Çernobil’e uzanan tarihsel travmaları siyasi söylemin merkezine yerleştirerek toplumu varoluşsal bir mücadele psikolojisine kilitlemiş durumda. Ancak duygusal mobilizasyon, ekonomik gerçekleri değiştirmiyor.
Yüz milyarlarca doları aşan altyapı ve üretim kaybı, milyonlarca insanın göç etmesi ve savaşın sürdürülebilmesi için Batı desteğine tamamen bağımlı hale gelinmesi… Ukrayna, askeri direnişini sürdürse de, ekonomik ve demografik olarak ağır bir bedel ödüyor.
Coğrafya Değişmez
Bu noktada Ermenistan örneği ise dikkat çekici. Yıllarca 1915 meselesi üzerinden Türkiye ile kilitlenen ilişkiler, son dönemde daha pragmatik bir zemine taşındı. İdeolojik söylemin yerini ekonomik ve bölgesel gerçekler aldıkça Erivan’ın manevra alanı genişledi.
Benzer bir yaklaşımı Orta Asya’daki eski Sovyet Cumhuriyetlerinde de görüyoruz. Moskova ile ilişkilerini tarihsel kırgınlıklar üzerinden değil, çıkar dengesi üzerinden yürüten ülkeler daha esnek bir dış politika alanı elde etti.
Ukrayna için de soru şu: Geçmişin ağır travmalarıyla sonsuz bir savaş mı, yoksa soğukkanlı bir hesapla müzakere zemini mi? Coğrafya değişmiyor… Rusya ile yan yana yaşamaya devam edecek bir ülke için tek ve en mantıklı yol, tarihsel travmaları bir kenara bırakıp zor da olsa bir barış zemini yaratmaktır.
Bu Savaş Kimin İşine Yarıyor?
Beyaz Saray’daki görüşmeler, Ukrayna’nın Batı’ya olan bağımlılığının ne kadar derinleştiğini açık biçimde gösterdi. Kiev yönetimi, dış mali ve askeri destek olmadan bu savaşı sürdüremeyeceğinin farkında. Ancak bu bağımlılık uzadıkça, karar alma alanı da daralıyor. Devasa bir askeri kapasiteye sahip Rusya ile süresiz bir yıpratma savaşının sürdürülebilir olmadığı gerçeği er ya da geç daha yüksek sesle konuşulacaktır.
Zafer Değil, Tükeniş
Bugün gelinen noktada, savaş, askeri bir zafer üretmekten çok karşılıklı bir yıpratma düzenine dönüşmüş durumda. Trump yönetiminin bastırdığı Cenevre ve Abu Dhabi görüşmeleri hâlâ tıkalı; toprak ve güvenlik garantileri ana engel olarak öne çıkıyor. Ukrayna tamamen düşmeyecek kadar destekleniyor, Rusya ise tamamen geri adım atmayacak kadar direniyor. Stratejik dengeler kilitlenmiş görünüyor; ancak bu kilitlenmenin bedelini iki toplum ödüyor. 2026 barış yılı olabilir mi? Yoksa tükeniş devam mı edecek? Diplomatik bir eşik aşılmazsa, bu savaş zaferle değil, tükenişle anılacak. Geriye ekonomisi yorulmuş, nüfusu azalmış, stratejik hareket alanı daralmış iki ülke kalacak. Ve belki de yıllar sonra, Rüzgâr Gibi Geçti’deki o cümle gerçeğe dönüşecek: “Savaş bitecek… ama neden başladığı hâlâ hatırlanmayacak.“
Ali EKİNCİEL
