Toplumsal fikirler nasıl oluşur?
Seçim öncesi oluşan gergin ortamda farklı partileri destekleyenlerin çatıştığına, birbirlerine nefretle baktığına şahit olduk. “Ne oldu da böyle oldu?”
Yaşananlara dört farklı açıdan bakılabilir. Birincisi Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi. Maslow'a göre insanların temelde iki ihtiyacı var. Birincisi, fizyolojik ihtiyaçlar (yeme, içme vb.) ve önce bunların giderilmesi gerekir. İkincisi ise güvenlik (güvende olma, barınma). Aç olan bir insan yemek bulma çabasının dışındaki şeyleri çok önemsemez. Kişinin fizyolojik ihtiyaçları temel ölçüde karşılandığında ikinci basamak olan güvenlik ihtiyacı baskın olmaya başlar. Kişi geleceğini planlayamadığında ya da tehdit altında olduğunda güvenlik ihtiyacı daha belirgin olur. Üst düzeydeki basamaklarda ait olma, bilgi sahibi olma, değerler, estetik gibi ihtiyaçlar vardır ve bunların sonunda da kendini gerçekleştirme basamağı vardır ki bu, insanın kendine özgü doğuştan getirdiği potansiyelini ve kapasitesini keşfetmesini, hayata geçirmesini içermektedir. Üst düzey ihtiyaçların giderilmesi alt düzey ihtiyaçların giderilmesinden daha değerlidir. Ancak üst düzey ihtiyaçlar daha az somut ve acildir. Kişinin yaşamını sürdürmesi açısından zorunlu değildir ve olumsuz çevre koşulları ile (ekonomik bunalım, güvensiz hissettirecek ortam vb.) kolayca engellenebilir. İnsanların çoğu ilk basamaklarda hayatlarını geçirirler. Bu kişiler için doğruluk, adalet gibi konular yerine; "Karnım doyacak mı? Oğlum iş bulabilecek mi? Güvende olacak mıyım?" daha önemlidir ve işte tam da bu noktaya oynayan siyasilerin başarı şansları daha yüksek olacaktır. Çünkü Maslow'a göre toplumun yüzde 85'i bu düzeydedir.
SÖYLEMLERE BAĞLANMA EĞİLİMİ
Piaget'in gelişim kuramına göre ise gelişimsel dönemlerde 6-12 yaş arası somut işlemler dönemidir ve bu dönemde soyut kavrama zayıf olduğundan çocuklar bir şeyi ancak somut olarak gösterdiğinizde anlayabilir. Normalde 13 yaşından sonra soyut kavrama başlar ancak insanların birçoğu kendini geliştirmediklerinden her ne kadar soyut dönemde olsalar da somut dönem özellikleri göstermeye devam ederler. Onlara adalet, doğruluk, dürüstlük, evrensel değerlerden bahsettiğinizde yeterince anlamlandıramayabilirler. Ama somut olarak bak bu şunu yapmış, o bunu demiş, o da ona tuzak kurmuş gibi ifade edildiğinde bunu anlayanların sayısı diğerini anlayanlardan çok daha fazla olacak ve tabii ki siyasi dilde bu üslubu tercih edenlerin başarısı da sır değildir.
Kohlberg'in ahlak gelişimi kuramına göre de insanlar ahlaki olgunluğa altı basamakta ulaşır. İlk iki basamakta davranışlar sonuçlarına göre değerlendirilirken son basamaklarda davranışlarda sürece odaklanabilme ve niyeti görebilme yönle gelişir. Böylece ahlaki olgunluğa erer. Bazıları bu noktaya ulaşamaz ve olayları somut olarak, gördüğüne bakarak ve sonucuna göre değerlendirir. Evrensel ilkelerle beraber süreç değerlendirmesi ve ahlaki değerlerle beraber harmanlanmış bir niyet değerlendirmesi yapamazlar. Bu nedenlerden dolayı siyasi söylemde basit sebep sonuç ilişkileri kuranlar ve bunları sürekli söyleyenler halk tarafından daha iyi anlaşılacaktır. İnsanlar anladıklarına hak verme eğiliminde olduklarından hangi söylem onlara daha yakınsa ona bağlanma eğilimi göstereceklerdir.
Milgram ve Asch deneyleri olarak bilinen birçok sosyal deney de insanların otoriteye boyun eğme ve çoğunluğa uyma eğiliminde olduklarını göstermiştir. Milgram deneyinde, deneklere görmedikleri ancak sesini duydukları birine yanlış cevapları karşısında her seferinde artan elektrik şoku vermesi istenmiştir. Karşıdan gelen acı çekme seslerine karşın deneklerin çoğu, odadaki deneyi yapan otoritenin “devam etmen gerekiyor” sözünü yeterli görüp şok vermeye devam etmişlerdir. Tabii deney bir kurgudur ve aslında kimse acı çekmiyordur ancak deneklere “Nasıl oldu da devam edebildin? Ölmesinden endişe etmedin mi?” diye sorulduğunda verdikleri cevap aslında her şeyi özetliyor: “Ama profesör (deneyi yaptıran otorite) öyle istedi.”
Yeterince nedenimiz varsa, düşünmeyi bırakır ve aklımızı başkasına devrederiz.
*Uzman Psikolojik Danışman
