‘Bu güz öleceğim' demişti...
Geçen yılki bir telefon görüşmemizde, hatırını sorduktan sonra eşi Yaşar Cankoçak'ın sağlığını merak ettiğimi söylemiştim.
Sanki çok uzaklara gitmemiş de yan odaya geçmiş ve sanki uzansa dokunacakmış kadar yakınında duruyormuş gibi ‘tevekkül' yüklü bir sesle, “Onu kaybettik!” demişti. O koptu kopacak bir ip gibi incelmiş sesi tıpkı, “Bir roman kadar uzun bu tümce, /- Sonra işte yaşlandım” dizelerindeki tınıyla, sessizce içime dolmuştu. Dünyayla, hayatla kurduğu ilişkisinin zayıfladığını enikonu hissettiren bu görüşme sonrasında bütün benliğimi garip bir ürperme kaplamıştı. Bir dizesinde söylediği gibi “Bu güz öleceğim.” diyen Gülten Akın'ın ölüm haberi geldi, kapkara bir duvar gibi önümüzde durdu.
İlk kitabı “Rüzgâr Saati” 1956'da yayımlandıktan sonra “Kestim Kara Saçlarımı”, “Sığda”, “Kırmızı Karanfil”, “Ağıtlar Türküler” ve “Seyran Destanı” gibi Akın'ın şiir anlayışını belirleyen kitaplar geldi. Çok değil, 18 Mart 2013'te Zaman'a verdiği söyleşide, “Arada bir iki dize yazıyor, onu da bir yerlerde unutuyorum. Bulduğumda seviniyor, tamamlamaya uğraşıyorum.” demişti. Bu röportajın ardından “Beni Sorarsan” yapıtında karşımıza çıkan görkemli şiirler, o tamamlamaya çalıştığını söylediği sözlere denk geliyordu.
Süreya Berfe'ye, Gülten Akın'ın Kitap-lık dergisinin 2015 Mart-Nisan sayısına gönderdiği ve şiir sayfasına konulmaması ricasında bulunduğu “sözlerini” görüp görmediğini sorduğumda, derin bir hayranlıkla, “Ya! Görmez olur muyum? Şiir, işte bu.” demişti. O yaşında bile gencecik şiiri mazlumların yanında saf tutmuştu, “Ahparig/ Boylu boyunca/ Yatırıldığın yer/ Ömründe tek dinlenceydi/ Dünyaya baktın ilk kez” Değil mi ki bütün bir memleketin fotoğrafını, “Ah, kimselerin vakti yok/durup ince şeyleri anlamaya” dizeleriyle önümüze koymuştu?
BENİM ŞAİRİM, HEPİMİZİN ŞAİRİ
“Türkçenin yaşayan en büyük şairi” sıfatı verilen Gülten Akın, bunun kendisi için ne anlama geldiği sorulduğunda ise “Yaşayan en büyük olunsun ya da olunmasın, insan kendini emekliye ayrılmış gibi duyuyor.” demişti. Ondan önce yazdığı “Kuş Uçsa Gölge Kalır”da ise bütün bir yaşamının özetini “bende bir gülten kaldı/ hangi bağa diksem yabancı” dizeleriyle vermemiş miydi?
Yıldırım Türker bir yazısında, “Gülten Akın, benim şairlerimdendir. Şiir severler, ‘benim şairlerim' gibi tevazu ile frenli insanları mahcup edecek afili tamlamalar kullanabilir. Ey şiir severler, sakın utanmayın, ‘Benim şairlerim' derken. Şu dünyada insan gönül rahatlığıyla bir tek şairleri sahiplenebilir. Bu, insanın yüzünü kızartmayacak tek alışveriştir.” demişti. Onun bu yargısından cesaret alarak ben de, “Gülten Akın, benim şairimdir.” diyorum. Ve günümüz şiiri üzerine konuşulurken sözün Gülten Akın şiirine gelmediği bütün sohbetleri hep bir parça yadırgayarak dinlediğimi söylemek isterim. Onun şiirinin derinliğine inmemiş, o şiirin araladığı dünyaya girmemiş okurların, şiirden hep daha az nasiplendiklerini düşündüm.
Gülten Akın şiiri, Türkçenin sonsuza dek açık kalacak bir sayfası gibi hiçbir zaman “sözden düşmeyecektir”.
‘Şiiri gibi hayatı da incelikliydi'
Hilmi Yavuz: Gülten Akın'ın ‘İlahiler'indeki ‘eflatun ilahi' için, bundan yirmi yıl kadar önce, ‘Modern Türk şiirinden on şiir seçsem, biri bu olurdu' demiştim. Bugün de bu düşüncem değişmedi. Gülten'i bu ilahi ile anacağım ve o müthiş şiirin son dizesine gönderme yaparak şöyle diyeceğim: ‘seni artık biz nennileyeceğiz, Gülten Akın!' Şiirimizin müstesna ablasıydın; hep öyle kalacaksın...
Ülkü Tamer: Gülten Akın, en sevdiğim sanatçılardan biriydi. İlk yazdıklarından bu yana, hep son derece ilgiyle ve severek izlemiştim. Günümüz şiirine damgasını vuran şairlerden biriydi. Kişi olarak da, şair olarak da hep onurlu bir yaşam sürdürdü. Çok üzgünüm.
Selim İleri: Yaşayan en büyük Türk şairiydi, bir ömür boyu onun yazdığı şiirlerle beslendim. İçimde yazmak arzusu onun sayesinde uyandı. Her şeyini okuduktan sonra ben de bir şeyler yazmak istedim. Çok önemli bir şairdi. Ne söylense az kalacaktır. Allah rahmet eylesin.
Süreyya Berfe: En sevdiğim, en saydığım, yakından tanıdığım şairlerden biriydi. Ölümünü bekliyorduk, sağlığı çok bozuktu. Artık yazdıklarını hatırlayarak, yazdıklarını okuyarak, teselli bulmaya çalışacağız. Başka da ne diyebilirim ki...
Haydar Ergülen: Benim tanıdığım ilk şairdi. İlk kez Ankara'da liseye giderken tanışmıştım onunla. Bir akrabası benim sınıf arkadaşımdı. Şair Ömer Ateş Kızıltuğ... Fizik kitabının üstüne, bir tarafına Yerçekimli Karanfil şiirini yazmıştım bir tarafına da Gülten Akın'ın Yağmur şiirini. Onu görünce ‘Seviyor musun bu şiiri?' demişti. ‘Tabii, çok seviyorum' dedim. Sonra beni Türk Dil Kurumu'na götürdü. Orada tanıştık, herhalde 15 yaşında falandım. Sonra da en çok sevdiğim şairlerin başında geldi. Hakkında çok da yazı yazdım. Erdal Öz Ödülü'nü aldığında onunla ilgili küçük bir kitap, “Onların Dilini Giyinmeyen Bir Şair”i yazmıştım. Benim için Türk şiirinin, Türkçenin en ince şairi.
Küçük İskender: Çağdaş Türk şiirinin en önemli temsilcilerinden biri. Kadın duyarlılığını bir insan duyarlılığına çevirebilme yetisine de sahip. Hem bir kadın, hem bir insan hem de bir aydın olarak doğayı ve insan ilişkilerini çok iyi gözlemleyip imgeye fazla gömülmeden duru bir şekilde anlattığı için yaşayan en büyük çınarlardan biriydi. Herkesin başı sağ olsun.
Murathan Mungan: Edebiyatımızın canından bir parça daha gitmiş: Gülten Akın. Edebiyatımızın ölene kadar şair kalmayı başaran ender örneklerindendi. Daha bu sabah baharda göndereceğim kitap nedeniyle sizi düşünmüştüm çok sevgili Gülten Akın. İthafım da öksüz kaldı.
Birhan Keskin:
“İtip beni balıma dadanan bu çağı sevmedim”
Böyle demişti bir şiirinde.
Gülten Akın'ın öldüğü haberini henüz almışken,
Henüz boğazımda bir yumru varken,
Daha gözüme doğru yol alan yaşlar inmemişken,
Hakkında birkaç sözcük ister sizden bu çağ.
Ben onun sadece şiirini sevmedim, şair duruşunu,
Bir insan olarak çile çekme biçimini de sevdim.
Ben onun yokluğuna ağlarım. Siz sağ kalanlara ağlayın.
Ömer Erdem: Çok, pek çok üzgünüm. Yastayız bugün. Ama, umudum daha çok. Anadolu coğrafyasının dil ikliminde bir çalılıkta uğuldarcasına kemiğimize dokunan şiir, Gülten Akın'da konaklamış sonra da insan olma yanımıza yayılmıştı nicedir. Ölen zulümler, haksızlık ve kötülüklerdir. Onun ölümüyle dile duyduğumuz bağlılık, şiire inancımız daha dipten büyüyecek. Biliyorum o da böyle dik duralım, diri olalım, asil kalalım isterdi. Modern şiirin dişi bir notası aranacak ve o olmadan müzik yapılamayacaksa, o Gülten Akın'dı. Ben onu çok sevdim. Ne güzel ki bu sevgi karşılıksız kalmadı. Şiiri gibi hayatı da incelikliydi. Daha ne olsun...
Gülten Akın*
gülten akın o gece hiç uyumadı
bir çağ düşledi hiç olmamış şiirden başka
şavşatın oralardan çakıp gelmiş işaret şimşeği
bilirdi görgüleri su soyundandı çiğdem pilavı
o buğulu ses kanatlarıyla inmiş
çakalın hainliğini de görmüş
erkeklerin serinliğini de
bir çağda durduk işte
sokaklarda yalnız gezdi gölgemiz
ne zaman umudumuzu kanatsa birileri
kalkar geliriz sesimizden
ayrılıklar değil mi bizim evimiz
*Ömer Erdem'in Kireç adlı kitabından
