UPA YAZARI DR. MEHMET EMİR’İN YENİ MAKALESİ: “KOPENHAG OKULU ÇERÇEVESİNDE TALİBAN’IN GÜVENLİKLEŞTİRİLMESİ VE ABD’NİN GÜVENLİK DIŞILAŞTIRMA POLİTİKASININ ANALİZİ (2001-2021)”
Ankara Bilim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) uzmanı Dr. Mehmet Emir’in “Kopenhag Okulu Çerçevesinde Taliban’ın Güvenlikleştirilmesi ve ABD’nin Güvenlik Dışılaştırma Politikasının Analizi (2001-2021)” makalesi TRDizin kapsamında olan Fiscaoeconomia dergisinde yayınlanmıştır.
Dr. Mehmet Emir
Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni milenyumun başında maruz kaldığı saldırılar ve buna yönelik reaksiyonu günümüzde halen uluslararası ilişkilerde güncelliğini korumaktadır. Saldırıların sonrasında Afganistan’a odaklanan ABD, burada yönetimde olan Taliban’ı varoluşsal bir tehdit öznesi olarak nitelendirmiştir. Taliban, güvenlikleştirme alanına çekilerek bölgeye askerî harekât yapılması konusunda kamuoyu ikna edilmiştir. 2001 yılında başlayan Amerikan müdahalesinin etkisi 20 yıl sürmüştür. Ancak varoluşsal tehdit öznesi olarak tanımlanan Taliban yok edilememiştir. Buna karşılık, süreç içerisinde gördüğü güçlü direniş karşısında güvenlik dışılaştırma stratejisi izlenerek Afganistan yönetimi tekrar Taliban’a devredilmiştir. Makalenin temel sorunsalı; “ABD’nin Taliban’a karşı olan güvenlikleştirme politikası nasıl dönüşmüştür?” sorusu üzerinedir. Çalışma, ABD güvenliğine dair varoluşsal bir tehdit öznesine yönelik hareket tarzını ve çelişkileri incelemektedir. Bu makale, Kopenhag Okulu çerçevesinde ABD Başkanlarının söylemlerini analiz etmektedir. Ayrıca PEW Araştırma Merkezi’nin ABD’nin Afganistan’dan çekilmesine dair kapsamlı araştırmalarına odaklanılmıştır. Taliban’a yönelik girişilen uzun süreçli güvenlikleştirme mücadelesinin ardından ülke kontrolünün yeniden aynı aktöre verilmesi karşısında bu durumun hayati bir tehdidi içermediği sonucuna varılmıştır.
11 Eylül 2001 saldırıları ve ardından icra edilen küresel politikaların etkisi günümüzde halen uluslararası ilişkiler açısından çok dikkat çekicidir. ABD tarafından Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a yapılan saldırıların sorumlusu olarak görülen El Kaide terör örgütü ve onun lideri Usame bin Ladin’e yönelik operasyon hazırlığına girişilmiştir. Örgütün konuşlandığı Afganistan’dan Usame bin Ladin’in ABD’ye teslim edilmesi istenmiştir. Afganistan yönetiminde bulunan Taliban tarafından ise bu istek reddedilmiştir. Bunun üzerine, El Kaide terör örgütü ve onun lideriyle birlikte Taliban da hedef haline gelmiştir. 2001 yılında 11 Eylül saldırılarının sorumlularının cezalandırılması maksadıyla ABD tarafından Afganistan’a askerî harekât düzenlenmiştir. Bu operasyon için 11 Eylül saldırıları Amerikan halkına varoluşsal bir tehdit olarak gösterilmiştir. Bu bağlamda, söylemsel olarak ABD’nin düşmanlarının onu kendi topraklarında vurduğu ve bu duruma karşı önlem alınmazsa daha kötüsünün gerçekleşebileceği vurgulanmıştır. Halkın desteğini alan ABD yönetiminin Afganistan operasyonu etkili olmuş ve Taliban rejimine son verilmiştir. Ardından, ABD’nin ve koalisyon güçlerinin gözetiminde yeni bir Afgan yönetimi ülkenin başına getirilmiştir. 2003 yılından itibaren Afganistan’ın güvenliği ve kontrolü esas itibarıyla NATO vasıtasıyla sağlanmıştır.
ABD’nin küresel teröristlere yönelik başlattığı operasyon yeni dönemde “önleyici savaş” konsepti olarak sunulmuştur. Ancak Afganistan’da ne ABD gözetimindeki yönetim, ne de halk yeni düzeni benimseyebilmiştir. Bununla beraber El Kaide örgütü ve Taliban da yok edilememiştir. Her ne kadar operasyon sonrasında etkileri azalsa da, varlıklarını sürdürmüşlerdir. ABD’nin öncülüğünde aradan geçen 20 senede Afganistan’da kalıcı ve istikrarlı bir dönüşüm sağlanamamıştır. Taliban, kırsal kesimlerde günden güne etkisini arttırırken, çoğunlukla halkın desteğini görmüştür. Bu durum karşısında ise, ABD, izlediği güvenlikleştirme politikasını terk ederek Afganistan’dan ayrılmaya karar vermiştir. Taliban ile yapılan görüşmeler sonucunda ülkenin kontrolü yeniden bu gruba bırakılmıştır. Güvenlikleştirme stratejisi bu geri çekilme ile beraber tehdit öznesi yerinde durmasına rağmen güvenlik dışılaştırılmıştır. Dolayısıyla, varoluşsal tehdidin yok edilememesi karşısında alınan bu karar güvenlikleştirme politikasının değiştiğini göstermektedir. Alınan kararların objektif verilere dayalı olmaktan çok politik gerekçelerle yerine getirildiği değerlendirilmiştir.
ABD’nin güvenlik politikaları bağlamında varoluşsal bir tehdide karşı girişilen uzun süreçli ve çok boyutlu savaşta kalıcı bir başarı elde edilememiştir. Güvenlikleştirme politikası çerçevesinde harekete geçilmiş ancak bir sonuç alınamadan bu politikadan vazgeçilmiştir. Üstelik varoluşsal bir tehdit olarak gösterilen Taliban’a Afganistan’ın yönetimi yeniden teslim edilerek bu politikadan geri dönülmüştür. ABD’nin güvenlikleştirme adımları ile varılan sonuçlar arasındaki tezatlık izlenen politikanın doğruluğuna gölge düşürmüştür. Güvenlikleştirme politikasındaki tehdit öznesi yerinde kalmıştır. Üstelik varoluşsal tehdit olarak gösterilen Taliban güvenlik dışılaştırmanın ardından yeniden varlığını daha güçlü bir şekilde sürdürmüştür.
Bu makalenin amacı, ABD’nin Taliban’a karşı olan güvenlikleştirme politikasının nasıl dönüştüğünü analiz etmektir. Bu bağlamda ABD Başkanlarının söylem analizleri ve PEW Araştırma Merkezinin kamuoyu istatistikleri kullanılmıştır. ABD’nin Taliban’ı varoluşsal bir tehdit olarak görmesiyle beraber başlatılan güvenlikleştirme politikasının yeniden aynı aktöre ülke yönetiminin teslim edilmesiyle sonuçlanan güvenlik dışılaştırma stratejisinin nedenleri ve çelişkileri üzerine araştırma yapılarak bu sayede güvenliğin siyaseti literatürüne ve güvenlik çalışmalarının kuramsal tartışmalarına önemli katkıların sağlanması amaçlanmıştır.
Makale erişim adresi: https://dergipark.org.tr/tr/pub/fsecon/article/1735679
